Bir Hikayenin Sonu, Hız Treninin Kabullenilişi


     Bazen ne olduğunu anlamaz insan, tıpkı lunaparklardaki hız trenleri gibi... Bir bakmışsınız hızla tepeye yükselmişsiniz, bir de bakmışsınız çok daha hızlı bir şekilde yere doğru düşüşe geçmişsiniz. Öncelikle, bunun herkesin başına gelebilecek olan olağan bir durum olduğunu kabul etmemiz gerekiyor sanırım. Bazı insanlar, olaylar ya da durumlar sizi anlam bile veremediğiniz bir hızla en yukarıya taşıyabilir. Duygularınızı tüm coşkunuzla, en uç noktalarda yaşamınıza sebep olabilirler ve ardından da hiç beklemediğiniz bir andan tüm bunları sizden alabilirler. Bu durumda düşüşünüz oldukça sert olacaktır ve kuvvetle muhtemel sizi yaralayacaktır. Çünkü bütün düşüşler, tırmanışlardan daha hızlıdır. Böyle bir şey yaşadığınızda olayları anlamlandıramamış olabilir ve kendinizden beklemediğiniz tepkiler verebilir veya tepki veremiyor olabilirsiniz. Ne de olsa beklenmedik durumların beklenmedik sonuçları olur ve unutmayın ki kimi zaman tepkisizlik de oldukça büyük bir tepkidir. Bugün bu satırları yazıyorum çünkü kısa süre önce ben de duygusal bir hız treni deneyimi yaşadım. Bu benim kendi hız trenimi kabullenişim... 
     Başlangıçta her şey çok güzel gibiydi. Bir yanım tedirgindi çünkü duygularıma anlam veremiyordum. O kadar coşkulu ve uç noktalarda hissetmek bir yandan özel hissettirirken bir yandan da korkutuyordu. Çünkü bu durum bana normal gelmiyordu. Sonrası da malum zaten... Çıktığımdan daha hızlı bir şekilde düştüm ve bunu kabullenmek istemedim. Ben değer verdiğim şeyler ve kişiler için çabalamaktan, hatta kendimden eksiltmekten hiç çekinmem bunları yaparken düşünmem bile. Elbette yanlışlar yapabilirim, kırıp dökebilirim. Çünkü ben de insanım ama düzeltmek için de elimden geleni yaparım. Ama aynı zamanda şunlara da inanırım; senden vazgeçmiş biri için savaşmanın ve giden birini durdurmanın hiçbir anlamı yoktur, zarar gören sen olursun. Düştüğümde ve bunu kabullenemediğimde gideni durdurmaya ve benden vazgeçmiş olan biri için savaşmaya çalıştım ben. Şanslıydım ki yanımda her şeyi bilen, beni tanıyan ve düştüğümde de kaldırmak için elini uzatan biri vardı. Bana inandıklarımı hatırlatıp, görmek istemediklerimi gösterdi. Sonra mı? Sonrasında aralık kalmış kapıyı kendim çekip kapattım. Kolay mıydı? Değildi. Acıttı mı? Acıttı. Ama olması gereken buydu ve "Pişman mısın?" diye sorarsanız değilim. Evet bir yara aldım, etkilendim. Kavga gürültü çıkmasa da kötü bitti sonuç olarak. Ama pişman değilim çünkü tüm o duygular bana ait ve ben daha önce böyle bir şey yaşamamıştım. Sorun şu ki şimdi düşündüğümde dahi olanları anlamlandıramıyorum. Nasıl o kadar yükseğe çıkabildiğimi, işaretleri neden görmezden geldiğimi, neden o davranışları sergilediğimi bilmiyorum. Ama olanları değiştiremem. Tüm bunlar yaşandı ve bunu kabullenip yoluma devam etmem gerekiyordu. Ben de aynen bunu yaptım ve yapmaya devam ediyorum. 
     Zaten hayat bu değil midir? Bir düzüne olaylar silsilesi karşısında verdiğiniz tepiler ve yaptığınız seçimler bütünü... Şimdi bu satırları okurken belki bazılarınız diyor ki; "Ne saçmalıyor bu?". Ama bazılarınız var ki onlar beni çok iyi anlıyor. Kendi deneyimlerini hatırlıyor. Kısaca işin özü şu arkadaşlar; bazen hiçbir şey sizin beklediğiniz ya da planladığınız gibi gitmez. Her şey bir anda olur ve biter. Zaten anahtar sözcükte bu: "Biter." Tek yapmanız gereken bunu kabul etmek ve devam etmenin bir yolunu bulmak. Kolay olmayabilir fakat yapmanız gereken şey tam olarak bu. Şunu bilmelisiniz ki bir yolun sonuna gelmeniz tüm yolları tükettiğiniz anlamına gelmez. Durun, ruhunuza dinlenmesi için izin verin ve kendi yolunuzu kendiniz çizin. Yollarınızın hayallerinizdeki aydınlıklara çıkması dileğiyle...

-Sükut-u Hayal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

An

Her şey bi' anlık; Hayatın elinizdekileri çekip alması da, Sizden sevdiklerinizi çalması da, Size yeni kapılar açması da, Kapıları yüzün...