Hayatta hepimiz
farklı şekillerde kategorize ediliyoruz. Oysa temelde hepimiz aynı şeyiz;
"insan". Ama bunu detaylandırmaya başladığımız anda, tek yumurta
ikizlerinin dahi birbirinden farklı olduğunu görürüz. Çoğu insan tek yumurta
ikizlerinin DNA'larının bile aynı olduğunu sanar. Fakat yapılan araştırmalar,
gen dizilimlerinin ortalama olarak %5.2 oranında farklı olduğunu ortaya
çıkarmıştır. Genetik zaten başlı başına büyük bir farklılık faktörüdür. Buna
rağmen genetik faktörleri bir kenara bırakacak olursak; doğup büyüdüğümüz
ortam, yaşadığımız çevre, yaşımız, görünüşümüz, başımızdan geçen olaylar,
aldığımız kararlar, bizi yetiştiren kişilerin yaşadıkları ve yaşayamadıkları
dahi bizi birbirimizden ayırır.
Olduğumuz kişi olana kadar geçen süreçte bizi etkileyen birçok etken vardır ve bu etkenlerin birbirinden etkileniş şekli bile bir farklılık yaratır. Farklılık yaratan bir diğer şey ise zihinlerimizdir. Her insanın zihni bir karanlığa ev sahipliği yapar. O karanlığı yönetme şekliniz sizi olduğunuz kişi haline getiren en önem parametrelerden biridir. Bazılarının karanlığı küçüktür; baş edebilir, görmezden gelebilir, kendini ve çevresini karanlığa sahip olmadığına inandırabilir. Oysa hissettiğiniz duyguların bazıları bu karanlıktan gelir. Öfke, bir şeyleri kırıp dökme isteği, kıskançlık, umutsuzluk, çaresizlik... Bu duyguları daha da çeşitlendirebiliriz. Fakat şunu kabul etmek gerekir; bu "insan" olmanın bir getirisidir. Sonuçta karanlık olmasa aydınlık anlamını yitirirdi. En basit haliyle anlatayım. Her zaman istediği miktarda suya ulaşabilmiş, hiçbir zaman bir gün susuz kalabileceğini dahi düşünmek durumunda kalmamış, sonsuz bir su kaynağına sahip olan birinin olduğunu varsayalım. Siz bu kişiye susuz kalmayı anlatamazsınız. Çünkü onun için bu hiç olmamış ve olmayacak bir şeydir, imkansızdır. Su onun için sıradandır. Suyun kıymetini ancak sudan mahrum kaldığında anlayabilir. Aydınlık ve karanlık da bu nedenle birbirine ihtiyaç duyar. Varlıklarının değer ve kabul görmesi için kendilerinin tam tersi bir şey olmalıdır. Bu nedenle çoğu insanın düşündüğünüm aksine karanlığa sahip olmak kötü değil, gereklidir. Asıl mesela bu karanlığı nasıl yönettiğiniz ile ilgilidir. Bazıları karanlığını o kadar iyi yönetir ki aydınlıkları karanlıklarına baskın gelir. Bunlara iyi insanlar deriz. Yardım eden, güvenilir, adaletli... İyi insanlara aydınlık tarafa ait duyguları ile ön plana çıkar. Kötü insanlar tam tersidir. Karanlık onları yutmuştur. Zarar vermek, saldırmak, öldürmek suç işlemek... Çoğunlukla bir sınırları olmaz. Karanlıkları içlerinden taşar çevresindekileri de o karanlığın içinde boğmaya heveslidirler.
Bir de griler vardır. Ne tam aydınlık ne de tam karanlık. O ince çizide kalmış olanlar... Genellikle karanlıkları sadece kendilerine zarar verir. Anlaşılmaları zordur çünkü bazen kendileri bile kendilerini anlayamaz. Onlara da genellikle zihinsel (psikolojik) hastalığı olanlar deriz. Burada hastalığını karanlığı için kılıf olarak kullananları ayırarak konuşmak gerekir. Çünkü onlar karanlığı için hastalığının arkasına saklanır ve bunu kullanırlar. Karanlıkla yönetilmeyi seçmişlerdir aslında. Fakat diğerleri öyle değildir. Onlar sıkışıp kalmışlardır; zihinleriyle hayat arasında, olmak istediğiyle olduğu kişi arasında, aydınlıkla karanlık arasında... Sıkışıp kalırlar. Her şeyin farkında da olsalar ellerinden bir şey gelmez. İçerindeki savaşı kolay kolay size göstermezler. Siz bir davranışı yüzünden "Niye böyle?" diye düşünürken kim bilir o zihnindeki hangi savaşın arasında, hangi fırtınanın ortasında ayakta kalmaya çalışıyordur... Kimse dışarıdan gördüğümüz kadar değildir. İsterseniz yıllarınız beraber geçirmiş olun, isterseniz aynı anda doğun fark etmez. Yılların, geçirilen zamanın, paylaşılan anların, ne de kan bağınızın bir önemi yok. Her zaman, herkesin bir dahası vardır. Daha duygusal, daha iyimser, daha acımazsız, daha gaddar, daha hayalperest... Kimseyi tamamen tanımanız asla mümkün değildir. Sizin "Onu tanıyorum." dediğiniz şey, aslında onun sadece bir parçasına tanıklık etmektir. Hangi durumlarda nasıl tepki verdiğine tanık olursunuz. Ya kafasının içi? Bu yüzden. Birilerini etiketlemeden, yargılamadan önce iki kez düşünmelisiniz. Çünkü sonuçları beklediğinizden "daha" fazla olabilir.
-Sükut-u Hayal
.jpeg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder