Yarınlarımız çokmuş gibi yaşıyoruz hepimiz. Bir saniyesinin, hatta bir salisesinin bile belirsiz olduğu hayatımızda sanki sonsuz yarınlarımız var gibi davranıyoruz. Sanki hiçbir şeyin sonu yokmuş, her şey bizim içinmiş gibi... Oysa her anımız aynı zamanda ölüm denen gerçekliğe attığımız bir adım aslında. Yaşadığımız her şey tükettiğimiz zamanın delili. O yüzden benden size küçük bir tavsiye; hiçbir şey sandığınız kadar büyük değil ve hiçbir şey sandığınız kadar küçük de değil. Bugüne kadar birçok kişiden duyduğunuza eminim ama bir kez de ben söyleyeyim. Anı yaşayın!
Ne durmadan yarınları düşünüp durmak ne de yok saymak doğru değil. Hayat dediğimiz şey, çağlayan bir nehrin suyu gibi. Asla durmak bilmiyor. Bazen durgunlaşsa da bazen coşsa da hiçbir zaman durmuyor. Olağan akışında ya da olağan akışının dışında fark etmeksizin devam ediyor. Ünlü filozof Herakleitos, "Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir." der. Hayatta hiçbir şey baki değil. Bu yüzden diyorum hiçbir şey sandığınız kadar büyük değil ve hiçbir şey sandığınız kadar küçük de değil diye. Bugün büyük sandığınız olayların belki yarın daha büyüğünü yaşayacaksınız ya da küçük sandığınız olayların ne kadar büyük sonuçları olabileceğini göreceksiniz. Tüm bu belirsizliklerin, değişkenlerin arasında kendinizi sıkıştırıp kaybolmaktansa anı yaşamayı deneyin. Hayatta bakanlardan değil, görenlerden olun. Gökyüzünü, yürüdüğünüz sokağı, yanından geçtiğiniz sokak kedisini, içinizi ısıtan o kafeyi, başını okşadığınız köpeği, gülüp sohbet ettiğiniz insanları görün. Bakıp geçmek yerine onları hissedin. Dolu dolu, hissederek yaşamaya çalışın her şeyi. Çünkü hiçbirimiz o an baktığımız şeyin en son gördüğümüz şey olacağını, konuştuğumuz kişinin sesini son kez duyuşumuz olduğunu, yediğimiz yemeğin belki de son yemeğimiz olduğunu bilemeyeceğiz. Bir gün farkında bile olmadan her şeyi son kez yapıyor olacağız. Elinizde fırsat varken geride keşkeler bırakmayın. Sevdiğiniz insanlara sevginizi hissettirin, duygularınızı söyleyin, kırgınlıklarınızı ve kırdıklarınızı onarmaya çalışın, yapmayı istediğiniz şeyleri ertelemeyin, hayallerinizi gerçekleştirmek için çabalayın, gezin, yeni yemekler tadın... Aklınıza ne gelirse onları yapın işte. Ama en başta kendinizi affedin. Tüm yaşadıklarınız ve yaşayacaklarınız için barışın kendinizle. Sevin kendinizi. Sizin sizden başka kimseniz yok, kabullenin. Evet çevrenizde sevdikleriniz, aileniz, dostlarınız olabilir. Ama gece olup başınızı yastığa koyduğunuzda yine kendi kendinizle kalacaksınız. O yüzden kendinizle barışarak, kendinizi her yönünüzle severek başlayın. Elbette hayatımızın her anında bir şekilde pişmanlıklarımız oluyor mutlaka. Ama zaman geldiğinde pişmanlıklar içinde boğulmuş biri değil de arkasında onu güzel hatırlayacak insanlar bırakmış biri olun.
Tüm bu yazdıklarımın kimileri için çok zor hatta belki de imkansız olduğunu biliyorum. Eminim ki bazılarına deli saçması gibi geliyor tüm söylemlerim. Zaten hayatı bu şekilde yaşayan, yaşayabilen insanların sayı bu kadar az olmasaydı böylesine iğrenç bir dünyada yaşıyor olmazdık. En azından ben buna inanıyorum. Eğer insanlar sadece bakmak yerine görseydi ve gördükleri şeyler için harekete geçselerdi yaşadığımız dünya böyle bir yer olmazdı. Yine de benim insanlığa dair hala bir umudum var, bakan değil de gören insanlara dair. Kendinize gören insanlardan olmak için bir şans verin...
-Sükut-u Hayal
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder