Çıkmazlar

    Her kara bulut yağmur yağacak demek değildir. Yağmurun yağması için bulutu oluşturan su damlacıklarının birleşerek büyüyüp ağırlaşması gerekir. Bu yüzden yaşadıklarını sürekli içine atan insanların bir süre sonra ruhsal buhrana veya depresyona girmesi de tıpkı bir yağmur gibidir. Başta o kadar önemli görünmez, küçük şeylerdir ve içinize atmanız sorun olmuyordur. Ama zaman geçtikçe o küçük dediğimiz şeyler üst üste katlanarak bir çığ misali büyür içimizde. İşin içinden çıkılmaz bir hal alır. O küçük şeyler bizi tüketir hale gelmiştir. Bazılarımız bir noktadan sonra içine attıklarını birilerine anlatır artık. Anlatır ve biraz olsun yüklerinden kurtulur. Bazılarımız hiçbir zaman anlatamaz. Kendince sebepleri vardır belki anlatmamak için, belki de korkuyordur. Bazılarımız ise kendine bir kaçış kapısı yaratır. Yazar, çizer, uyur, alışveriş yapar... Bazılarımız ise hiçbir şey yapamaz. Kendi kendine içine attıklarının arasında yok oluşunu izler sessizce. En kötüsü de bu olmalı sanırım. Çıkış yolu arayıp da bulmadıkça, kimseye bir şey anlatamadıkça bir süre sonra kendini suçlamaya başlarsın çünkü. İçine attıkların bir yandan, kendini suçlamanın ezici ağırlığı bir yandan, cevapsız soruların bir yandan, elinden bir şey gelmeyişi bir yandan... Bir çıkmazın içinde bulursun kendini. Bir çıkmazın içinde savrulur gidersin... İşte böyle bir durumda bazıları intihar ediyor, bazıları aldığı profesyonel destekler ve ilaçlar sayesinde hayata tutunmaya çalışıyor. Göz ardı ettiğimiz geçek ise birbirimiz bu duruma biz sokuyoruz. Umursamazca yaptığımız şeyler, davranışlarımız, sözlerimiz, bakışlarımız... Birilerinde öyle yaralar açıyor ki tüm bu yaptıklarımız belki de her gün kendilerini suçlamalarına, değersiz hissetmelerine, ağlamalarına sebep oluyoruz. Ruhumuz bile duymuyor. Sonra biri intihar ettiğinde "Ne derdi vardı da yaptı bunu?" veya "Ailesini de mi düşünmemiş?" gibi şeyler söyleyebiliyoruz. Ya da ne bileyim, ruh sağlığı bozulmaya başladığında "Abartıyor." , "İlgi çekmeye çalışıyor." gibi şeyler söyleyebiliyoruz. Oysa onu o raddeye getiren sendin, bendim, bizdik. Görmedik, duymadık, fark etmedik, önemsemedik belki de ya da göz ardı ettik. Sonuçta her ne olduysa bu kendi kendine olmadı. Kimse kendine bile bile bu denli zarar vermek istemez. Çaresiz kaldığı, çıkar yol bulamadığı, umudunu yitirdiği için yapar. Bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek bunu onlara biz yaptık. Kabul edelim ya da etmeyelim bu bizim suçumuz. Bu toplumun suçu. Onlarda bizim gibiydiler. Biz ittik onları. Ötekileştirdik, dışladık, yaraladık. Biz kaybettik onları. Toplum kaybetti. Ne yağmur olup yağabildiler, ne bulut olup gidebildiler... 




-Sükut-u Hayal 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

An

Her şey bi' anlık; Hayatın elinizdekileri çekip alması da, Sizden sevdiklerinizi çalması da, Size yeni kapılar açması da, Kapıları yüzün...