Keşke Vazgeçmemiş Olsaydık

      Şu hayatta hepimizin payına düşen bir şeyler var; aşk, acı, mutluluk, umut, sevgi, huzur, nefret, başarı, başarısızlık, inanç... Ve aklımıza gelmeyen niceleri. Yaşamımız için sürekli bir şeyler planlarken hayatın bizim için olan planlarını unutuyoruz hep.Kimi zaman birilerine umut ışığı oluyoruz, kimi zaman birilerinin pişmanlığı ya da hayal kırıklığı, kimi zaman birileri için başarının örneği, kimi zaman birileri için bir başarısızlık abidesi oluyoruz. Birilerinin dostu, birlerinin nefret ettiği, birilerinin sevdiği oluyoruz. İstesek de istemesek de payımıza düşene razı olmak zorunda kalıyoruz. Peki ya bilebilseydiniz? Hangi hareketin size neyi getireceğini bilseydiniz, ne olurdu? Attığınız bir sonraki adımın size dünyada barışı vaad ettiğini ama bunun için, sizin için gerçekten en değerli olan şeyden vazgeçmeniz gerektiğini bilseydiniz o adımı yine de atar mıydınız? Dürüst olalım, birçoğumuz atmazdı. Zaten bu yüzden bu halde değil miyiz? Barış istiyorsak bir şeylerden vazgeçmemiz gerektiğinin farkındayız, vazgeçemediğimiz içinde belki de cennet olacak yerde birbirimize cehennemi yaşatıyoruz. Evet, söylemek kolay. Evet; düşündüğüm, söylediğim kadar kolay değil hiçbir şey belki. Ama sandığımız kadar zor da değil. Şu ana kadar ki en büyük probleminizi düşünün. Belki fazlasıyla zor oldu, belki zaman aldı, belki birilerinin yardımına ihtiyaç duydunuz ama öyle ya da böyle bir şekilde çözmediniz mi problemi? Çözdünüz. Hayatta çözümü olmayan iki şey var; ölüm ve zaman. Ölmüş birini hayata döndüremezsiniz. Birini sırf çok  seviyorsunuz diye zamanı geldiğinde onun ölümüne engel olamazsınız, elinizden gelen her şeyi yapmış olsanız bile... Hatalarınızı telafi etmek, bir şeyleri değiştirmek için zamanı geriye alamazsınız. Bir şeylerle başa çıkamadığınız da ya da olduğunuz zamandan şikayetçi olduğunuzda zamanı ileriye saramazsınız. Siz durdunuz diye zaman durmaz, durduramazsınız. Kendi çıkarlarımızı korumak adına insanların temel haklarını dahi göz ardı ettiğimiz sürece bu dünyada barışa dair, insanlığa dair hiçbir şey kalmayacak. Gün gelecek hepimiz kağıtlar üzerinde yapılan anlaşmaların bir anlamı olmadığını, bir anlamı kalmadığını fark edeceğiz ama çok geç kalmış olacağız. İnsanlığa çok geç kalacağız. Şimdiden geç kaldık bile aslında. Bugün kendi ülkemizde dahi binlerce kişiyi belki de daha fazlasını doyurabilecek kadar yiyecek çöpe gidiyor, birçok ülkede obezite oranı hızla artıyor, aynı zamanda da dünyanın birçok yerinde insanlar açlıktan ölüyor. Dünyanın birçok yerinde insanlar birilerine gösteriş olsun diye ihtiyacı olmadığı halde fütursuzca para harcıyor, onlar bunu yaparken bir yerlerde birileri soğuktan donmamak için sığınacak yer arıyor. Böyle bir durumda insanlık nerede duruyor tam olarak? Birileri bir şeyler değişsin diye çabalıyor; dernekler kuruyor, vakıflar açıyor, yardımlar topluyor. Peki ama nereye kadar? Çoğunluğumuz insanlığını tozlu raflara kaldırmış, görmezden gelirken nere kadar devam edebilir bu? Biz insanoğlu var olduğumuz sürece dünyanın bir yerinde acı, zulüm, nefret, savaş ve daha birçok şey daima var olamaya devam edecek. Bunun farkındayım ve bu aslında oldukça acı bir durum. Sanırım en acı olan şeyse kendi kendimizi kaybetmeye mahkum ediyor oluşumuz. Keşke biraz olsun duysaydık, biraz olsun görseydik etrafımızda olup bitenleri. Keşke bu kadar çabuk vazgeçmemiş olsaydık insanlıktan. Keşke biraz olsun hatırlayabilseydik insanlığı, biraz olsun hatırlatabilseydik. Keşke tozlu raflara kaldırmamış olsaydık...


-Sükut-u Hayal  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

An

Her şey bi' anlık; Hayatın elinizdekileri çekip alması da, Sizden sevdiklerinizi çalması da, Size yeni kapılar açması da, Kapıları yüzün...